Şehr-i İstanbul

Taze demlenmiş kahvenin kokusu, yanında da denizin.. Kahve, en sevdiğimden; Galata’dayım. Baharın ilk rüzgarları serin esiyor, boğaz manzarasında kahveyle ısınıyor içim.. Tadında biraz İstanbul, biraz Ankara, kokusunda bir özlem.. Kulağımda, uzaktan çalan bir sevdalinka.

Galata’da Hüzün

Solgun yüzüyle adımlarını sıralıyordu genç adam, Galata’dan Taksim’e doğru.. Başı eğikti ve etrafını algılamıyordu.. Soğuk bir İstanbul akşamıydı, güneş batalı çok olmuştu ve serinlik güneşin yerini almıştı.. Adımları, olması gerekenden hızlıydı ve her nefesi bir öncekinden farklıydı.. Bir kısa nefes, bir hıçkırık, yutkunurken kesilen bir nefes ve sonra derinden verilen …

Hoş Gelenim

Gitmelerden geldim, geldiklerimde bittim, yorgunum şimdi hoş gelenim. Sen yine de hoş geldin! Geç yer et sol yanımın en ılık kuytusuna, senindir.. Yalnız kırıklarına dikkat et, acıtmasınlar.

İyi ki Gülmüşsün

“Kıyamadığım…” Ne de güzel bir sevgi sözü farkında mısınız? Karşınızdaki, bozkırın tam ortasında, üflediğinizde tohum tohum uçuşacak bir karahindiba çiçeğiymiş gibi… Dokunduğunuzda eriyecek bir kar tanesiymiş gibi, montunuzun kolunda, Ankara’da. Ya da ne bileyim, topraktaki en narin ve en temiz gelincik çiçeğiymiş gibi, Bozcaada kıyılarında.