Galata’da Hüzün

Share on Pinterest

Solgun yüzüyle adımlarını sıralıyordu genç adam, Galata’dan Taksim’e doğru.. Başı eğikti ve etrafını algılamıyordu.. Soğuk bir İstanbul akşamıydı, güneş batalı çok olmuştu ve serinlik güneşin yerini almıştı.. Adımları, olması gerekenden hızlıydı ve her nefesi bir öncekinden farklıydı..

Bir kısa nefes, bir hıçkırık, yutkunurken kesilen bir nefes ve sonra derinden verilen bir tane daha..

İstanbul’u soludukça deniz kokuyordu genç adamın düşünceleri.. Gözlerinde, Kız Kulesi’nin denizin ortasında yalnız olması gibi bir hüzün.. Çiy düşerken yanaklarından, gözleri yağıyordu Galata’ya doğru; sessiz ve derinden.. Sayısız insanın yanından geçti, sayısız ağaç önüne yapraklar döktü ve sayısız rüzgara oyuncak etti saçlarını.. Bir kaç evsizin yanından umarsızca geçmesine adamın, bir kaç tramvayın umursamaz geçişiyle cevap verdi İstiklal Caddesi.. Taksim’e kadar yürüdü; hala başı önde, nefesi hala tutarsız ve gözleri çil çil..

Kalabalıktı meydan ve genç adam kalabalığı pek sevmezdi, hele ki hüzünlüyse.. Geldiği gibi döndü sırtını meydana ve yeniden İstiklal’e girdi; aşık olduğu cadde, belki bu sefer biraz olsun umursardı onu..

Göz ucuyla etrafa bakıyordu hikayenin kahramanı; başı İstiklal Caddesi boyunca hüzne eğik, bir kaç adım ötesine odaklıydı gözleri.. Gülümsüyordu insanlar gözlerinin ucunda ya da adam sadece gülümseyenleri fark ediyordu.. Hüznünde tek olmayı istiyordu ya, belki de ondandı dikkatini çeken gülüşler.. Sokak kedilerini besleyen yaşlı kadını görünce hafiften kıvrıldı dudakları, tam gülümseyecekti ki az ötede bir köşeye kıvrılmış, uyumaya çalışan bir evsiz gördü göz ucunda ve kayboldu dudağının kıvrımı, yine düştü yüzü.. Yine, o evsizin yanından da umarsızca geçti adam; ne yapabilirdi ki? Dua etti ve adımlarını Galata Köprüsü’ne doğru hızlandırdı.. Çiçek Pasajı.. Tarihi Lokanta.. Galatasaray Lisesi.. St. Antoine Kilisesi.. Galata’ya doğru adım adım..

Ve yine…

Bir kısa nefes, bir hıçkırık, yutkunurken kesilen bir nefes ve sonra derinden verilen bir tane daha..

İşte başladığı yerdeydi yine… Galata’dan boğazı seyrediyordu ve yine soğuktu İstanbul, yine düşüncelerini deniz kokusu sarmıştı ve yine yanaklarının kırmızısı üzerine çiy düşüyordu.. Tek fark, kararan havaydı.. Öyle miydi?

Dikkatli baktı genç adam; ve fark etti ki etrafındaki insanlar, giderken bıraktığı insanlardı.. Hiç biri değişmemişti, hiç biri hareket etmiyordu ve her biri birer heykel gibi sabitti.. Hayat durmuştu genç adamın etrafında ve durmayan sadece zamandı.. Havanın karardığını başı eğik de olsa görmüştü genç adam ama hayatın durduğunu fark etmemişti.. Hayat, ona her şeyi o anki haliyle, en saf haliyle görebilme fırsatı vermişti ama adam, hüznüyle eğdiği başını kaldırmadığı ve gözlerini bir kaç adım önünden ayırmadığı için kaçırmıştı bu fırsatı..

Bir kahkaha duydu.. Bir feryat koptu uzaklardan.. Bir çocuğun ‘Baba!’ deyişi çınladı kulaklarında ve bir kedinin bacaklarına sarılmasıyla irkildi adam.. Hayat yeniden başlamıştı ve can bulmuştu etrafındaki her şey..

Denizin kokusunu en derinine çekti adam uzun bir nefesle, ve anladı..

Başını öne eğdiğinde kaçırdığı şans, tekrar karşısına çıkmayacaktı.

Her şey, İstanbul bile dursa da, zaman asla durmayacaktı..

İlk hüznü değildi ki bu İstanbul’la paylaştığı…

… ve son olmayacaktı.

 

Share on Pinterest

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
wpDiscuz