Ağaç Değiliz?

Paylaşmak Güzeldir!

Hayatımın yarısından çoğu, bir yerden bir yere taşınıp, yeni yere alışmakla geçti. Dile kolay, 18 yaşıma gelip de üniversiteyi kazanana kadar 5 farklı şehir gördüm, 2 farklı ülkede yaşadım, 8 farklı okulda okudum. Hatta yetmedi, arada bir de askeri liseye gidip geldim (7 gün!). 18 yaşımdan itibaren Ankara’dayım, yani tam 13 yıldır. Bu 13  yıl içerisinde de kaç kere ev değiştirdim biliyor musunuz? Tahmin edin? 2? 3? 5? Yo dostum yo, tam 9 farklı evde oturdum! 18 yaşıma kadar gerekçem, babamın subay olmasıydı. Sonrası mı? Belli başlı gerekçelerimiz olsa da, ailemle birlikte, hayattan keyif almak için, o anki imkanlarımız dahilinde ev değiştirdik. Dikmen’de apartmanda da oturduk, Çayyolu’nda bahçeli villada da.

Çocukluğumdan beri hayatımda olan biten tüm bu değişiklikler bana ne kattı biliyor musunuz? Değişiklikten korkmamayı ve yeni ortama adapte olmayı! Bugün dünyanın diğer ucuna gitsem, oraya adapte olurum. Evimi değiştirsem, taşındığım gece mis gibi bir uyku çekerim. Çevrem değişse, uyum sağlarım. “30 yılı geçkin hayatında hangi skill’i kazandın?” diye sorsalar, değişiklikten korkmamak derim.

Şimdi ben bunları neden anlatıyorum? Açıklayayım. Bugün Instagram’da gezinirken, güzel bir söze denk geldim.

 

Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir. Ağaç değilsin!

 

Bulunduğumuz yerlerde memnun muyuz? Oturduğumuz mahallede mesela, rahat mıyız? Oturduğumuz ev, aynı masrafa daha iyi bir evde oturabilir miyiz? İşimizde mutlu muyuz? Yaşadığımız şehir, bu hayattan keyif almamızı sağlıyor mu?

Elbette bazı kısıtlarımız var. Eş, yakın olunması gereken bir akraba, devam eden yüksek lisans, kariyer hedefi, mali durumlar… Örnek verecek olursam benim kısıtım, eşim. Ben değişikliğe ne kadar açıksam, eşim de değişikliğe o kadar kapalı. Hayatı boyunca ilköğretimi tek okulda, liseyi tek okulda, üniversiteyi tek okulda bitirmiş. 2 şehir görmüş. Biz evlenene kadar da hayatında büyük değişiklikler olmamış, bu yüzden de hayatındaki değişiklikler, onu strese sokuyor. Eğer o da benim gibi değişikliğe açık olsaydı mesela, bugün bu yazıyı size Ankara’nın bozkırından değil, İsveç Stockholm’den yazıyor olurdum :) Bu konuda onu hiçbir zaman suçlamadım, çünkü onun yapısı böyle, bunu kabullendim. O da bunun farkında, bu yapısının onu kısıtladığının da farkında ve değişmeye çalışıyor. Önemli olan da bu.

Önünüzde mevcut olan bir kısıtın yönetilebilir olduğunu ya da hiç kısıtınız olmadığını düşünelim. İşinizde mutsuz musunuz? Neden çalışırken mutlu olacağınız bir iş bakmıyorsunuz ki? Yaşadığınız şehirde bunalıyor musunuz? E bunalmayacağınız, rahat edebileceğiniz bir şehirde hayatınıza devam edin, olmaz mı? Kurallarınız olsun mesela, sizi mutsuz eden, keyfinizi kaçıran şeylere müsaade etmeyin. Yeterince mutlu olmadığınızı düşünüyorsanız, hayatınızda değişiklikler yapın ve bu değişikliklerden de korkmayın – neden korkuyorsunuz ki? E mutsuzsunuz işte, daha kötü ne olabilir ki?

Ağaç değiliz, değil mi?


Paylaşmak Güzeldir!